20.Yüzyılın ilkyarısında sanayi ve teknoloji alanındaki gelişmeler, hızlı nüfus artışı ve kentleşme, aratan hayat pahalılığı ve gelir düzeyini yükseltme zorunluluğu gibi etkenler, toplumun yapısında birtakım sosyal değişmelere yol açmıştır. Bu değişmelerden en çok etkilenen sosyal kurumların başında aile müessesesi gelmektedir. Zaman içerisinde büyük aile yapısı daralarak yerini modern aile dediğimiz çekirdek aileye bırakmıştır. Aile müessesesinde bu değişimler sürerken kadının aile içerisindeki işlevi de değişmiş, kadınlar annelik ve ev işlerinin yanında ailenin geçimine katkıda bulunmak amacı ile bir iş tutmak, bir meslek edinmek zorunda kalmışlardır. Bütün bunların sonunda sosyo-kültürel seviye, öğrenme arzusu topluma hizmet etmek, kadının ekonomik özgürlüğü kadını evin dışında çalışmaya sevk etmiştir. Annenin çalışması, çocuğun bakımı ve kimin eline bırakılacağı sorunu OKUL ÖNCESİ EĞİTİM OLGUSUNU gündeme getirmiştir.

Yakın zamana kadar eğitim yaşı okula başlama yaşı olarak kabul edilirdi. Daha önce çocuğa özel bir eğitim gösterilmezdi. Çocuğun kişilik gelişimi ile okulöncesi yaşantısı arasında sıkı bir bağ olduğu, psikanalistler ile pedagoglar tarafından tüm boyutları ile ortaya konulmuş, okul öncesinde planlı ve sistemli bir eğitimin çocuğun bulunduğu ve ilerideki yaşantısı üzerindeki tesirleri deneylerle ispat etmişlerdir.
Hepimizin ortak amacı, çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı yetişmeleridir. Sağlıklı bir neslin yetişmesinde ailelere büyük sorumluluk düşmektedir. Bilimsel araştırmalar zeka gelişiminin %70’nin 0-6 yaş döneminde tamamlandığını göstermektedir. Eğitim alanındaki gelişmeler çocukların ileriki hayata hazırlanmasında, sahip oldukları yeteneklerin gelişip yüzeye çıkarılmasında okul öncesi eğitimin ne kadar gerekli ve önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Okul öncesine devam eden çocuklar ile okul öncesine devam etmeyenler arasında zihin, psiko-motor ve sosyal yönden daha gelişmiş oldukları öğrenim hayatlarında daha başarılı ve faal oldukları ispatlanmıştır. Kişiliğin temelinde yatan “kendine güven” kritik bir dönem olarak adlandırılan okul öncesi yıllarında verilen eğitim ile ortaya çıkarılır ve yaşam kalitesini destekler.
Okul öncesi eğitim kurumları, çocukların sözel faaliyetlerine önem veren ve onlara hareket imkânı sağlayan kurumlardır. Bu kurumlarda renk, sayı ve kavramlar çocuğun düşünce yapısına uygun bir biçimde işlenir. Böyle özgür ve duyguların rahatlıkla ifade edildiği ortamlarda da çocuğun gizli becerileri kolayca ortaya çıkar.
Okul öncesi eğitim çocuğunuzun anlama ve anlatma becerisini geliştirir, duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etmelerine yardımcı olur. Sosyal yaşama daha rahat uyum sağlar.
Yaratıcılığının geliştirilmesinde okul öncesi eğitimin rolü çok önemlidir. Okul öncesi eğitim kurumlarında, çocuğa bilgi aktarmaktan çok; çocuğun içinde var olan yeteneklerin ortaya çıkarılmasında, davranış eğitimi, insanı tanıma, hayvanları tanıma, ülkemizi ve dünyamızı tanıma ve çevre bilinci, önemli gün ve olaylar, trafik ve görgü kuralları, sağlıklı beslenme bilinci, vücudu temiz tutma, diş sağlığı ve diğer tüm öz bakım becerileri ve yaşıtları ile ilişkiye girerek birlikte yaşama kuralları, işbirliği içinde geliştirilen en iyi oyun ortamını bulur ve öğrenirler.
Bu nedenle, anne çalışsın ya da çalışmasın her çocuğun 3-6 yaş arasında okul öncesi bir kurumda eğitim görmesi gerekmektedir.
ANNELER, BABALAR, EĞİTİMCİLER, SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI!!!
Gelin, ülkemizi güzel yarınlara birlikte hazırlayalım……MART 2007
Metin TORUN
İlköğretim Müfettişi